JEOFİZİK VE JEOLOJİ ÇALIŞMALARI

Jeofizik ve Jeoloji Çalışmaları

  Arkeolojik yapı ve malzemeleri içeren birçok kültürel katman, doğal jeolojik süreçler ve antropojenik etkiler sebebiyle yeraltında gömülü kalmıştır. Kazı öncesinde arkeolojik alanların sınırlarının belirlenmesi, yapıların ve malzemelerin tanımlanmasının yanı sıra kazının bu bulgulara göre yönlenmesi, çalışma programının oluşturulması, özellikle çalışma süresinin ve bütçesinin planlanabilmesi açısından oldukça önemlidir. Bu noktada çalışma alanın şartlarına, aranılan yapı ve malzemelerin fiziksel özelliklerine uygun olarak seçilen jeofizik yöntemlerle yapılacak arkeolojik prospeksiyon çalışmalarıyla, yer altının sığ derinliklerinde gömülü kalmış arkeolojik yapılar/kalıntılar tespit edilebilmekte, fiziksel ve geometrik özellikleri tanımlanabilmektedir. Arkeolojik prospeksiyon çalışmalarında en çok kullanılan jeofizik yöntemler; manyetik yöntem, elektrik özdirenç yöntemi, yer radarı, mikrogravite ve elektromanyetik yöntemleridir. Bunların yanında ihtiyaç duyulduğunda süseptibilite ölçümlerine, doğal potansiyel (SP) yöntemi, ısıl kızılötesi, sismik kırılma ve yansıma gibi yöntemlere de başvurulabilmektedir. Jeofizikçiler, son dönemlerde hava fotoğraflama (aerial photography) ya da uzaktan algılama (remote sensing) yöntemlerine de sıklıkla başvurmaktadır. 

İhtiyaç duyulduğunda ise manyetik yöntemden yararlanılacaktır. Yer radarı yöntemi; yakın yüzey araştırmaları için kullanılan yüksek frekanslı elektromanyetik, jeofizik yöntemdir. Yer içinde ilerleyen elektromanyetik dalgalar, anomali verecek herhangi bir nesne ile karşılaştıklarında yansıma ve saçılmaya uğrayarak tekrar yüzeye ulaşırlar ve alıcı anten, kontrol ünitesi ve kayıtçı yardımıyla zamanın fonksiyonu olarak kaydedilir ve yorumlanır. Yer radarı yöntemi, mezar, yapı temel, duvar, boşlukların belirlenmesi için uygun bir yöntemdir.  Manyetik prospeksiyon yöntemi ile yeraltındaki yapıların ve etrafındaki toprak malzeme arasındaki süseptibilite kontrastı ve yapıların şekil farklılıklarından kaynaklanan manyetik alan değişimleri ölçülmektedir. Bu yöntem, arkeolojik alanlardaki fırın, ocak, yanma çukurları, demir minerali içeren malzemeler, özellikle pişmiş kilden yapılan su kanalları, tuğla, kiremit ve çanak çömlek gibi kalıntıların aranmasında oldukça etkilidir. Çalışmalardan elde edilecek sonuçlar, 2 boyutlu haritalar halinde sunulacaktır. Özellikle yer radarı yöntemi ile elde edilen veriler, yüzeyden derine doğru her 10 cm de bir değişimin gözlenebileceği, yeraltındaki yapıların geometrisinin, boyutlarının ve uzantılarının tespit edilebileceği 2 boyutlu zaman dilimleri halinde sunulacaktır. Bu veriler ayrıca 3 Boyutlu hacim modelleri ile desteklenecektir.  Sillyon’un üzerinde yükseldiği tepe kayalık bir alandan oluşmaktadır. Kayalık alanın jeolojik yapısından dolayı tarih boyunca çeşitli heyelanlar meydana gelmiştir. Öyle ki kentin batısında bulunan Roma Dönemi’ne tarihlenen nekropol alanındaki çoğu mezar akropolden kopan kayalıklar işlenerek oluşturulmuştur. En son heyelan ise 1968 yılında olandır. Bu doğal afette kentin tiyatrosunun da olduğu güney kesimi aşağı yuvarlanmış ve buradaki tüm yapılar yok olmuştur. Günümüzde de özellikle güney, doğu ve kuzey kesimlerinde derin yarık ve çatlakların olduğu, çoğu yapının bu açıklıklara bağlı olarak yıkılma tehlikelerinin bulunduğu görülmektedir.